Amerikan petrol ve gaz şirketleri, Avrupa’nın metan emisyonlarını kontrol altına almaya yönelik yeni düzenlemelerini gevşetmek veya ertelemek amacıyla Trump yönetiminden yardım talep etti. Sektör temsilcilerinin bu endişesi oldukça haklı bir nedene dayanıyor: Söz konusu kurallar, şirketlerin bu kritik pazara erişimini fiilen engelleyebilir.
Tartışmaların merkezinde, gaz ithalatçılarının tedarik edilen gazın minimum sızıntıyla üretildiğini kanıtlamasını zorunlu kılan AB Metan Tüzüğü yer alıyor. İlk gereklilikler halihazırda uygulanmaya başlansa da, Ocak 2027’den itibaren AB ile yapılacak yeni ithalat sözleşmeleri ancak ihracatçıların Avrupalı üreticilerle aynı raporlama standartlarını karşılaması durumunda mümkün olacak. Ayrıca Ağustos 2030’dan itibaren üretimdeki metan yoğunluğuna bir üst sınır getirilecek ve ihlaller için ağır para cezaları uygulanacak.
Sektör temsilcilerine göre, bu şartları ABD’de yerine getirmek neredeyse imkansız görünüyor; çünkü ülkede gaz, çok sayıda sahadan tek bir boru hattı ağına toplanıyor ve her bir sevkiyatın "metan yoğunluğunu" takip etmek son derece güç. LNG Allies Başkanı Fred Hutchison konuya ilişkin yaptığı açıklamada, "Avrupa’daki bir ithalatçının; bana bu gazı ABD’de kimin ürettiğini ve metan yoğunluğunun ne olduğunu gösterin, diyebilmesinin kesinlikle hiçbir yolu yok," ifadelerini kullandı.
Sektör aylardır bu değişikliklerin yapılması için lobi faaliyetleri yürütüyor. Brüksel’deki doğrudan görüşmelerden bir sonuç alınamayınca, şirketler çareyi Beyaz Saray’ın kapısını çalmakta buldu. Büyük bir Amerikan petrol ve gaz şirketinin ismini açıklamak istemeyen üst düzey bir yöneticisi, "Ancak orada bir ilerleme kaydedemediğimizde yönetime yöneldik ve 'Bize yardım edebilir misiniz?' dedik," şeklinde konuştu.
ABD Enerji Bakanı Chris Wright, bu taleplere destek vererek kurallarda ciddi bir reform yapılmaması durumunda Avrupa'nın büyük bir sıkıntıyla karşı karşıya kalacağı uyarısında bulundu. Wright, diğer ihracatçı ülkelerdeki mevkidaşlarıyla birlikte AB'ye, olası arz kesintileri konusunda uyarıda bulunan bir açık mektup gönderdi. ABD verilerine göre, yönetmelik yumuşatılmazsa, Ocak 2027’den itibaren AB’nin petrol ithalatının neredeyse tamamı ve gaz ithalatının büyük bir kısmı gereklilikleri karşılayamayacak. Washington’ın bu tutumuna şimdiden en az 11 Avrupa Birliği üye ülkesi de katılmış durumda ve bu destek giderek artıyor.
Ancak Avrupa’da herkes bu baskıya boyun eğmeye niyetli değil. AB Enerji Komiseri Dan Jørgensen, ABD ve diğer LNG ihracatçılarının taleplerine taviz vermeyeceklerini taahhüt etti. Finlandiya Enerji Bakanı Sari Multala, Helsinki’nin kuralların gözden geçirilmesi için hiçbir neden görmediğini belirtti. İspanya Ekolojik Dönüşüm Bakanı Sara Aagesen Muñoz ise ülkesinin, Rus gazına yönelik yasağın planlandığı gibi uygulanmasını tam olarak desteklediğini ve iklim kurallarının yürürlükte kalması gerektiğini teyit etti.
Bu sırada ExxonMobil ve Amerikan Petrol Enstitüsü kendi pozisyonlarını vurguluyor: Sorun emisyonların azaltılmasında değil, gerçekçi olmayan sürelerde ve doğrulama mekanizmalarının eksikliğinde yatıyor. Şirketler, bir erteleme olmaması durumunda ithalatçıların ya yasaları çiğnemek ya da sevkiyatları durdurmak zorunda kalacağı uyarısında bulunuyor; bu tehdit ciddiye alınıyor.
Avrupa şu anda oldukça hassas bir konumda bulunuyor. 2022 yılında Rus gazından vazgeçilmesinin ardından blok, ABD sevkiyatlarına olan bağımlılığını keskin bir şekilde artırdı: Ocak 2026 itibarıyla ABD, Avrupa’nın gaz ithalatının dörtte birini karşılarken, 2025’in ilk yarısında Avrupa’nın toplam sıvılaştırılmış gaz ithalatının %57’si ABD LNG’sinden oluştu. Buna Katar ve diğer kaynaklardaki arz kesintileri de eklendi. Şimdi AB ülkeleri bir seçimle karşı karşıya: İklimi ve Rusya’dan bağımsızlığı mı koruyacaklar, yoksa ABD’ye boyun eğmek uğruna enerji güvenliklerini mi riske atacaklar? Asıl soru, kendi enerji güvenliğini ve siyasi bağımsızlığını vurma pahasına AB’nin iklimi koruma konusunda ne kadar ileri gitmeye hazır olduğudur.


