Gerçeklik bir «kontrollü halüsinasyon» olarak: nörobiyolog Anil Seth bilincimizin işleyişini nasıl açıklıyor

Yazar: Tatyana Hurynovich

Gerçeklik bir «kontrollü halüsinasyon» olarak: nörobiyolog Anil Seth bilincimizin işleyişini nasıl açıklıyor-1

Bir cihazın ekranına baktığınızda, bu satırları okuduğunuzda ve ayaklarınızın altındaki zemini hissettiğinizde, dünyayı olduğu gibi algıladığınızı, algılama sürecinin bir video kamera gibi çalıştığını sanırsınız: gözler ışığı yakalar, sinyali beyne iletir ve iç ekranınızda nesnel dünyanın tam bir kopyası belirir.

Sussex Üniversitesi'nden nörobiyolog ve bilinç araştırmacısı Anil Seth, bunun temel bir yanılgı olduğunu ileri sürüyor. Araştırmalarına göre beyniniz hiçbir şeyi «kaydetmez». O sürekli olarak halüsinasyon görür.

Seth, ünlü TED konuşmasında ve «Kendin Olmak. Bilincin Yeni Teorisi» adlı kitabında bilim dünyasını sarsan şu cümleyi söyler: «Hepimiz sürekli halüsinasyon görüyoruz, şu anda bile. Yalnızca halüsinasyonlarımız örtüştüğünde buna gerçeklik diyoruz».

«Kontrollü halüsinasyon»un ne olduğunu ve bunun neden bilimsel açıdan tamamen sağlam bir kavram olduğunu anlamak için kafatasının içine bir göz atmamız gerekiyor.

Beyin — karanlık bir odadaki tutsak

Beynin temel sorunu, çevresindeki dünyaya doğrudan erişiminin olmamasıdır. Karanlık, ses geçirmez bir kafatasına hapsolmuştur. Gözleri ve kulakları yoktur — yalnızca çevredeki değişimleri yansıtan elektrik impulslarını ileten kablo demetleri (sinir lifleri) vardır.

Bu duyusal sinyaller (görsel, işitsel, dokunsal) kendi başlarına anlamsızdır ve gürültüyle doludur. Beynin şunu anlaması gerekir: dış dünyada bu elektrik gürültüsüne tam olarak ne sebep oldu?

Bir tahmin makinesi olarak beyin (Öngörücü kodlama)

Eskiden nörobiyologlar beynin «aşağıdan yukarıya» çalıştığını düşünüyorlardı: duyu organlarından gelen ayrıntıları pasif biçimde toplar ve bunlardan bütünlüklü bir tablo oluşturur. Seth ve modern bilişsel sinirbilim bunun tersini kanıtlıyor. Beyin «yukarıdan aşağıya» çalışır.

Düşünmeye başlamak için gelen verileri beklemez. Beyin sürekli olarak tahminler (tahminler) üretir — bir sonraki milisaniyede ne olması gerektiğine dair, geçmiş deneyime ve bağlama dayanarak.

  • Duyu organları yalnızca «tahmin hatalarını» iletir — yani gerçekliğin beynin beklediğiyle örtüşmediğine dair sinyali.
  • Beyin, bir dahaki sefere daha az yanılmak için dünyaya dair iç modelini anında düzeltir.

Böylece, «algı» olarak farkında olduğumuz şey, gerçekliğin okunması değil, beynin bu gerçekliğe neyin yol açtığına dair en iyi tahminidir.

Algı ile halüsinasyon arasındaki fark

Seth'in kavramının özü burada yatıyor.

Psikedelik aldığınızda, psikoz durumundaysanız ya da yalnızca rüya görüyorsanız, beyniniz gelen duyusal sinyallere dayanmadan bir algı üretir. Beynin tahminleri algı hatalarının önüne geçer. Klasik kontrolsüz halüsinasyon.

Peki uyanık ve ayıkken ne olur? Beyin yine de içeriden tahminler üretir. Ancak artık bu tahminler dış duyusal sinyallere sıkı sıkıya bağlıdır. Beyin «karşısında bir kaplan olduğunu sanıyorsa» ama görme sinirleri bir sandalyeye dair sinyal iletiyorsa, beyin halüsinasyonunu anında güncelleyerek kaplanı sandalyeye dönüştürür.

Algı, dış dünyadan gelen duyusal sinyallerle sürekli sınanan ve dizginlenen bir halüsinasyondur. İşte bu yüzden Seth gündelik algımızı «kontrollü halüsinasyon» olarak adlandırır.

«Ben» yanılsaması: makine-hayvan

Seth'in teorisindeki en şaşırtıcı şey, bunun yalnızca dış dünyayı değil, içsel «Ben»imizi de kapsamasıdır.

Kendi bedenimize, duygularımıza ve süreklilik taşıyan kişiliğimize dair hissimiz de kontrollü bir halüsinasyondur. Beyin sürekli olarak iç organların durumunu (kalp atışı, solunum, şeker düzeyi) öngörür. Buna interosepsiyondenir. Beynin bu içsel sinyalleri organizmanın hayatta kalması için yorumlama biçimi, duygularımızı, ruh hâlimizi ve temel «ben varım» hissini doğurur.

Seth bunu «Beast Machine» (Makine-Hayvan) teorisi olarak adlandırır. Bizler biyolojik hayvanlarız ve bilincimiz evrenin nesnel gerçeğini bilmek için değil, bedeni etkili biçimde düzenlemek ve onun ölmesini engellemek için evrimleşti.

Bu neden önemli?

Kontrollü halüsinasyon kavramı dünyaya ve kendimize bakışımızı üç nedenden dolayı değiştirir:

1. Alçakgönüllülük. Algımıza açık olan nesnel bir gerçeklik yoktur. Her birimiz nöral bağlantılar tarafından yaratılmış kendi eşsiz simülasyonumuzda yaşarız. Sizin gördüğünüz şey, tam anlamıyla benim gördüğümden farklıdır (optik yanılsamaların ve renk körlüğünün var olmasının nedeni tam da budur).

2. Ruhsal hastalıkları anlamak. Şizofreni, kaygı bozuklukları ya da depresyon, beynin basit bir «arızası» değildir. Bu, beynin içsel halüsinasyonlarının gerçeklikle bağını yitirdiği ya da beden ve dünya hakkında korkutucu öngörüler ürettiği öngörü mekanizmasındaki bir aksaklıktır.

3.  Öznel deneyimin güzelliği. Eğer bilinç doğanın basit bir aynası değil de beynin etkin bir yaratımıysa, insan zihni gerçekten de büyülü bir nitelik kazanır. Bizler Evrenin yalnızca gözlemcileri değiliz — kafatasının karanlığında anlamlar üreten ortak yaratıcılarıyız.

Anil Seth'in kendi sözleriyle özetlersek: «Gerçeklik, hepimizin üzerinde anlaştığı bir halüsinasyondan ibarettir». Ve bu gerçeğin farkına varmak bizi dünyayla daha az bağlı hale getirmez, aksine başkalarının algısının nasıl işlediğine karşı çok daha duyarlı hale getirir.

Kaynaklar:

  • Anil Seth, «Kendin Olmak. Bilinç Üzerine Yeni Bir Bilim» (Being You: A New Science of Consciousness, 2021).
  • Anil Seth'in TED Konuşması: «Your brain hallucinates your conscious reality» (2017).

24 Görüntülenme

Yorumlar

Bir hata veya yanlışlık buldunuz mu?Yorumlarınızı en kısa sürede değerlendireceğiz.