İnsan bağışıklık sistemi, her enstrümanın tam zamanında devreye girip tam vaktinde susması gereken kusursuz bir orkestra gibi çalışır. Genetik bir hata sonucu kritik öneme sahip "kapatma düğmesi" CTLA-4 bozulduğunda ise bu orkestra bir kaosa sürüklenir. Bağışıklık hücreleri vücudun kendi dokularına saldırmaya başlayarak kronik iltihaplanmalara, bağırsak hasarlarına, kan tablosu bozukluklarına ve enfeksiyonlara karşı aşırı hassasiyete yol açar.
CTLA-4 proteini eksikliği, genellikle çocukluk çağında kendini gösteren nadir bir kalıtsal hastalıktır. Günümüzde tedavi yöntemleri, bağışıklık sisteminin aşırı aktivitesini baskılayan immünosüpresif ilaçlarla sınırlı kalmakta veya en ağır vakalarda ciddi riskler taşıyan kemik iliği nakline başvurulmaktadır.
University College London (UCL) araştırmacıları; LifeArc yardım kuruluşu, Birleşik Krallık Ulusal Kan ve Nakil Servisi ve Great Ormond Street Hastanesi ile iş birliği yaparak yeni bir yaklaşım sundular. Uzmanlar, hastanın kendi T-lenfositlerinin alınıp CRISPR/Cas9 gen düzenleme teknolojisiyle genetik kusurun onarılması ve ardından bu modifiye edilmiş hücrelerin vücuda geri verilmesi üzerine kurulu bir tedavi geliştiriyorlar.
Klinik öncesi çalışmalar, gen düzenlemesinden sonra hücrelerin yeniden fonksiyonel CTLA-4 proteini üretmeye başladığını ve laboratuvar ortamında bağışıklık sisteminin aşırı aktivasyonunu daha etkin şekilde dizginlediğini gösterdi. Proje şu anda bir sonraki aşamaya, yani birinci faz klinik denemeler için gereken viral vektörün hazırlanması ve hücre bazlı ilacın üretimine geçiyor.
Gerekli yasal izinlerin alınmasının ardından, araştırmanın ilk fazının 2028 yılında başlaması öngörülüyor. Bu aşamaya bir ila 65 yaş aralığında sekiz kadar hastanın katılması planlanıyor.
Viral vektör üretimi Birleşik Krallık Ulusal Kan ve Nakil Servisi tarafından üstlenilirken, hücre bazlı ilacın üretimi Great Ormond Street Hastanesi'nde gerçekleştirilecek. Klinik araştırmalar ayrıca University College London ve Londra Royal Free Hastanesi bünyesinde yürütülecek. Üniversitelerin, devlet sağlık kurumlarının ve hayır kurumlarının bu tür bir iş birliği, nadir hastalıklar için kişiselleştirilmiş gen tedavilerinin geliştirilmesinin ne kadar önemli bir doğrultu haline geldiğini kanıtlıyor.
Baş araştırmacı Dr. Thomas Fox'a göre, genetik kusuru doğrudan hastanın kendi T-lenfositlerinde düzeltmek, sadece semptomları hafifletmek yerine hastalığın asıl nedenine müdahale etmeyi sağlıyor. Profesör Claire Booth, projenin temel amacının temel bilimdeki kazanımları ağır kalıtsal bağışıklık sistemi bozuklukları olan çocuklar ve yetişkinler için gerçek tedavi yöntemlerine dönüştürmek olduğunun altını çiziyor.
İmmün yetmezlikli hastalar için çalışan yardım kuruluşlarının temsilcileri de projeyi ileriye doğru atılmış hayati bir adım olarak nitelendiriyor. Bu nadir hastalıkla yaşayan pek çok aile için bu çalışma, tamamen yeni bir tedavi seçeneğinin doğuşu anlamına geliyor.
Klinik denemeler yöntemin güvenliğini ve etkinliğini kanıtlarsa, bu yaklaşım diğer nadir kalıtsal immün yetmezliklerin tedavisi için de bir temel oluşturabilir. Bu durum, modern gen tıbbının semptomların ömür boyu kontrol altında tutulmasından, hastanın kendi hücreleri aracılığıyla hastalığın asıl nedeninin ortadan kaldırılmasına yönelik daha geniş kapsamlı değişimini yansıtıyor.
Bu proje, nadir genetik immün yetmezliklerin tedavisinde önemli bir kırılma noktasını temsil ediyor. CTLA-4 eksikliğini düzeltmek için gen düzenleme tabanlı tedavinin başarıyla uygulanması, ağır ve her zaman sonuç vermeyen yöntemlerin yerini hedefe yönelik kişiselleştirilmiş tedavilerin almasıyla hastaların kaderini kökten değiştirebilir.
Bu, geleceğin yeni tıbbına giden yolda atılmış devasa bir adımdır.




