Paris'te Maurice Auction tarafından Kerry Taylor Auctions iş birliğiyle düzenlenen müzayedede, Martin Margiela'nın kişisel arşivinden 1984 tarihli eskizlerden 2008 yılı tasarımlarına kadar uzanan 200'den fazla parça görücüye çıkıyor. Bu, ünlü tasarımcının hayattayken arşivlerinin bir müzayede evi aracılığıyla satışına doğrudan katıldığı ilk örnek olma özelliğini taşıyor. Paris'te 4-8 Temmuz tarihleri arasında düzenlenecek sergi, 9 Temmuz'daki büyük satış öncesinde meraklılarını ağırlayacak. Elde edilen gelirin bir kısmı ise AIDS ile mücadele çalışmalarına bağışlanacak.
Margiela, 1988 yılında Jenny Meirens ile birlikte kurduğu moda evindeki yirmi yıllık liderliğini 2009 yılında yaratıcı direktörlük görevinden ayrılarak resmen sonlandırmıştı. Ayrılışının ardından marka OTB Group'un kontrolüne geçip başka tasarımcılar tarafından yönetilmeye başlansa da, Margiela bağımsızlığını ve isminin üzerindeki kontrolünü her zaman korudu.
Serginin küratörlüğünü üstlenen sanatçı ve heykeltıraş Bob Verhelst, çıplak duvarlar ve yıkıntıların arasında Margiela estetiğinin ruhuna sadık kalan bir teşhir alanı yarattı.
Katalogda tasarımcının el yazısıyla notlar aldığı eskizler, daha sonra ikonikleşen parçaların prototipleri ve son derece kişisel nesneler yer alıyor. Seçki arasında; tasarımcının stüdyoda her gün giydiği boya, leke ve aşınma izlerini taşıyan pamuklu beyaz iş önlüğü, üzerinde tasarımcının kendi numarasının yazılı olduğu 80'li yılların sonundan kalma beyaz bir telefon, 1991'de Palais Galliera'daki sergiden sonra üzerine grafitiler yapılmış ve markanın sembolü haline gelen ikonik Tabi botların prototipleri ile podyumda modellerin kimliğini gizlemek için kullanılan ve üzerinde hâlâ kurşun kalem notları bulunan maske-peçe maketleri dikkat çekiyor.
Müzayedenin en dokunaklı bölümlerinden biri ise altmış parçalık bir kapsül koleksiyonu içeriyor: Margiela'nın 1997-2003 yılları arasında kadın koleksiyonu yaratıcı direktörlüğünü yürüttüğü Hermès döneminde annesi merhum Lea Boucher için özel olarak tasarladığı veya seçtiği parçalardan oluşan gardırop. Bu parçalar, Margiela'nın lüks kavramını nasıl mütevazı, işlevsel ve kusursuz bir işçilikle tanımladığının birer yansıması niteliğinde.
Fotoğraf çekimlerini, röportajları ve defile sonunda selam vermeyi reddeden Margiela, her zaman kişi kültüne karşı duran bir avangart oldu. Markası, logo yerine kullanılan dört beyaz dikiş, anonim modeller, terk edilmiş metro istasyonları ve şantiye alanlarındaki defilelerle isimsizlik fikri üzerine inşa edilmişti. Şimdiyse yaşanmışlıkların ve yaratımların kişisel müzesi olan arşivinin kapılarını kendi rızasıyla aralıyor. Bu bir ilkeden vazgeçiş değil, aksine o ilkelerin mantıklı bir devamı: Eğer nesneler insandan daha önemliyse, o zaman nesneler başka ellerde yaşamaya devam etmeli. Belki bu anonim kalma halinden duyulan bir yorgunluğun işareti, belki de bir mirasın devamı için şahitlere ihtiyaç duyulduğunun bir itirafıdır.
Müzayede, arşiv iş birliklerinin ve yeniden üretimlerin ticari bir norm haline geldiği günümüz dünyasında gerçek bir özgünlük arayışını yansıtıyor. Burada sunulan, zamanın izlerini, hataları ve değişimleri üzerinde taşıyan eşyalar aracılığıyla anlatılan orijinal bir yaratım hikayesidir. Karşımızda bir yaratıcı efsanesi değil, yaratım sürecinin ta kendisi duruyor. Eskiden kapalı kapılar ardında saklı kalan bir tarih, şimdi gün yüzüne çıkıyor.



