Her akşam milyonlarca insan aşırı yoğun güzergahlardan evlerine dönüyor ve onları evde sessizlik değil, sokak lambalarının ve pencerelerin parlak ışığı karşılıyor. Frontiers in Psychology'de 17 Ağustos 2026 tarihinde yayınlanan yeni bir araştırma, günlük yolculuklar ile ruh sağlığının bozulması arasındaki temel bağlantının, sadece yolculuk süresi değil, işe gidip gelmenin (commuting) yarattığı öznel stres algısı olduğunu gösteriyor.
Çinli bir araştırmacı grubu olan yazarlar, Jiayuguan'daki 7093 çalışan yetişkinden elde edilen verileri analiz etti. Sadece yolculuk süresini değil, aynı zamanda kontrol kaybı, rahatsızlık ve belirsizlik hissini de hesaba katan bir algılanan işe gidip gelme stresi endeksi (PCSI) oluşturdular. Yolculukların nesnel özelliklerinin depresyon ve kaygıyı esas olarak bu öznel filtre aracılığıyla etkilediği ortaya çıktı.
Gece aydınlatmasının etkisi özellikle dikkat çekici. Konut gece ışığına (NTL) ilişkin uydu verileri şunu gösterdi: Evin çevresindeki ışık ne kadar parlaksa, işe gidip gelme stresi ile ruhsal rahatsızlık belirtileri arasındaki bağ o kadar güçlü oluyor. Gece aydınlatması, görünüşe göre, iş gününden sonra gerçekleşmesi gereken bir süreç olan toparlanmayı engelliyor.
Ekolojik stres teorisi (Lazarus ve Folkman) çerçevesinde, yükün kronik strese dönüşüp dönüşmeyeceğini belirleyen şey, durumun bilişsel değerlendirmesidir. Bir insan uzun bir yoldan sonra sürekli ışık yüzünden "bağlantıyı kesemediğinde", zihinsel kaynakları daha hızlı tükenir. Bu sadece bir rahatsızlık değildir: sirkadiyen ritim bozulur, uyku kalitesi düşer ve dolayısıyla bir sonraki günle başa çıkma yeteneği azalır.
Kalabalık bir otobüste bir saat yolculuk yapan ve eve geldiğinde karanlık bir oda yerine penceresinin ardında ışıl ışıl bir şehir gören bir ofis çalışanını hayal edin. Sessizlik ve karanlık içinde gerçekleşmesi gereken toparlanma, yerini ek bir uyarılmaya bırakıyor. Araştırma şunu doğruluyor: Yüksek NTL durumunda, commuting stresinin ruh sağlığı üzerindeki etkisi güçleniyor.
Böylece sorun, ulaşımın ötesine geçiyor. Kentsel çevre, gündüz yükü ile gece koşullarının birbirini güçlendirdiği bir sistem olarak işliyor. Bu durum sadece yolların iyileştirilmesini değil, aynı zamanda insanın toparlanmak için gerçek karanlığa olan ihtiyacı göz önünde bulundurularak yerleşim bölgelerinin aydınlatılmasının da yeniden düşünülmesini gerektiriyor.

