US Open kortlarında 4 Eylül 2026 yılında Arina Sabalenka ve Carlos Alcaraz, dördüncü tura güvenle yükselerek unvan savunmasının sadece bir dizi zafer değil, aynı zamanda şüpheler ve fiziksel sınırlamalarla günlük bir savaş olduğunu hatırlattı.
Son şampiyon Sabalenka, Özbek tenisçi Kamilla Rakhimova'yı 6-3, 6-4 setlerle geçti, hiç break puanı vermedi ve 10 as kaydetti. Bilek sakatlığı nedeniyle yaklaşık beş aylık bir aradan sonra dönen Alcaraz ise Çinli Wu Yibing'i 6-3, 6-4, 6-1 ile mağlup ederek Grand Slam'lerdeki galibiyet serisini 17 maça çıkardı.
Bu sonuçlar turnuva öncesi endişeleri gideriyor: Alcaraz için uzun süre sahalardan uzak kalması, Sabalenka için ise form durumu. Her iki oyuncu da büyük teniste başarının anahtarının sadece teknikte değil, aynı zamanda beklentilerin baskısı altında ritmi hızla yeniden kurma yeteneğinde olduğunu gösteriyor.
Alcaraz, uzun bir aradan sonra ringe çıkan bir boksör gibi, yumruk gücünün kaybolmadığını hemen gösterdi: tempoyu kontrol etti, vuruş uzunluklarını çeşitlendirdi ve rakibin oyununu dayatmasına izin vermedi. Sabalenka ise korttaki kenevir kokusu şikayetlerine rağmen odaklanmış kaldı ve her maçı servis gücü ile arka çizgiden agresifliğin bir gösterisine dönüştürdü.
Bu zaferlerin ardında sadece mevcut form yatmıyor. Alcaraz için bu, Federer döneminden bu yana ilk kez unvanını tekrarlama yolunda bir adım. Sabalenka için ise US Open'ı üst üste üç kez kazanan son yirmi yılın ilk oyuncusu olma şansı. Onların yolu, sponsorların, federasyonların ve gösteriye susamış taraftarların çıkarlarıyla kesişiyor.
Eski bir atasözü der ki: 'Risk almayan, şampanya içemez.' Bu maçlar, modern teniste kırılganlığı avantaja dönüştürmeyi bilenlerin hayatta kaldığını gösteriyor.
Onların kendinden emin ilerleyişi gelecek hakkında bir soru doğuruyor: Başarıyı tekrarlayabilecekler mi, yoksa yeni isimler Flushing Meadows tarihini mi yeniden yazacak?



