"Muhteşem Bayan Maisel": Kusursuz Bir Kafese "Hayır" Diyen Kadının Hikayesi

Yazar: Svitlana Velhush

The Marvelous Mrs. Maisel (Sezon 1) — Rusça fragman

Bazı diziler vardır, izlediğinizde bunun sadece bir eğlence aracı olmadığını anlarsınız; bu çok daha derin bir şeydir. Şık kostümlere, kıvrak diyaloglara ve insanı aynı anda hem güldürüp hem ağlatan Yahudi mizahına bürünmüş gerçek bir ilham kaynağıdır. "Muhteşem Bayan Maisel" tam olarak böyle bir yapım; her şeye sahip olan ama kendini bulmak uğruna her şeyini kaybeden bir kadının öyküsünü anlatıyor.

Başlangıç: Kusursuz hayatın bir gecede yıkılışı

1950’lerin sonu, New York. Miriam "Midge" Maisel, kendi çevresindeki bir kadın için sadece tek bir senaryonun geçerli olduğu bir dünyada yaşıyor: iyi bir Yahudi çocukla evlenmek, çocuk doğurmak, Upper West Side'daki mükemmel evi çekip çevirmek ve Tanrı korusun, asla belirlenen rotadan sapmamak.

Midge bu senaryoyu kusursuzca uygular. Yakışıklı eşi Joel, iki tatlı çocuğu, hayallerindeki dairesi ve seçimiyle gurur duyan ebeveynleri vardır. Her şey, bir gece Joel'un sekreteri için onu terk edeceğini itiraf etmesine kadar mükemmeldir.

O anda "muhteşem Bayan Maisel" bir ev hanımı olmaktan çıkar. Çakırkeyif bir halde Gaslight kulübünün sahnesine fırlar, mikrofonu kapar ve konuşmaya başlar. Hazırlıksız, senaryosuz ve sansürsüzce gerçekleşen bu anda gerçek bir büyü oluşur.

"Asla pes etme": Bir manifesto olarak Midge

Bu dizi sadece bir stand-up komedyeni hakkında değildir. Dünyanın size "hayır" dediği anlarda pes etmemenin ne demek olduğuna dair bir manifestodur.

Midge, modern anlamda tipik bir feminist değildir. Erkeklerden nefret etmez, aileyi reddetmez, siyahlar giyinip dersler vermez. O sadece... canı ne istiyorsa onu yapar. Komiktir. Zekidir. Aklından geçeni söyler. Ve kim olduğu ile toplumun ona dayattığı kimlik arasında bir seçim yapmayı reddeder.

Her bölüm aslında küçük bir savaştır. Onu anlamayan ailesiyle. Geri dönmek isteyen eski kocasıyla. Kadın komedyen istemeyen kulüplerle. Mikrofon başındaki bir kadının skandal olduğunu düşünen polisle, FBI'la ve koca bir dünyayla verilen bir mücadeledir.

Ve Midge asla pes etmez. Hiçbir zaman.

Aşık olunası bir Yahudi New York'u

Dizinin en büyük cazibelerinden biri atmosferidir. "Gilmore Girls"ün yaratıcısı Amy Sherman-Palladino, 50’lerin sonundaki Yahudi New York'unu öyle bir sevgiyle kurgulamış ki, Midge'in ailesinin mutfağındaki denizci usulü köfte kokularını neredeyse duyar ve Şabat yemeğinin uğultusunu hissedersiniz.

Yahudi teması burada sadece bir dekor değildir. Dizinin can damarı ve sinir sistemidir. Midge’in annesi Rose, kusursuzluk yükünü sessizce taşıyan koca bir neslin temsilcisidir; babası Abe ise kızını seven ama tercihlerini kabul edemeyen başarılı bir profesördür. Gürültülü, sevgi dolu ve bazen boğucu olan bu koca Yahudi ailesi; aile yemeklerine yolu düşmüş herkes için son derece canlı, gerçek ve tanıdıktır.

Nefes kesen bir mizah anlayışı

Açık konuşalım: "Bayan Maisel", son on yılın en komik dizilerinden biridir. Ancak buradaki mizah oldukça özeldir.

Diyaloglar adeta makineli tüfek hızında akar. Başka dizilerde sezonun en vurucu şakası olabilecek cümleler, burada karakterler sokakta yürürken arka planda öylece geçip gider. Senaristler kendi zekalarından açıkça keyif alıyorlar ve siz de bu keyfe ortak oluyorsunuz.

Üstelik mizah asla sığ değildir. Zekice, ironik ve bazen de buruktur. Midge, 1958 yılında kadınların şakasını bile yapmadığı konulardan; seksten, vücuttan, eşlerden ve siyasetten bahseder ve her sahneye çıkışı aslında küçük bir devrimdir.

Yürekten oynayan aktörler

Midge rolündeki Rachel Brosnahan tam bir keşiftir. Aynı anda hem kırılgan hem çelik gibi, hem komik hem trajik, hem saf hem de bilge olmayı başarır. Her duygusuna sonuna kadar inanırsınız.

Ancak dizi sadece ondan ibaret değil. Abe rolüyle kariyerinin en iyi performanslarından birini veren Tony Shalhoub hem güldürür hem de insanı ağlatacak kadar etkiler. Midge'in bir kamyon edasındaki menajeri Susie rolünde Alex Borstein bir hediyedir. Anne Rose rolündeki Marina Skuirciato ise tek bir bakışla koca bir dönemi yansıtıyor.

Hepsi o kadar iyi oynuyor ki, bir dizi izlediğinizi unutuyorsunuz.

Kaçırılmaması gereken bir görsel şölen

Dizinin görselliği için ayrı bir başlık açmak gerekir. Her kare adeta bir tablo gibidir. Midge'in kıskanılası bir sıklıkla değiştirdiği kostümleri, karakterinin bir parçası olan ayrı birer sanat eseridir.

Kameralar döner, karakterler uzun planlarda yürür ve diyaloglar birbirine akar. Dizi öyle bir detay sevgisiyle çekilmiş ki, duvar kağıtlarından ürün etiketlerine ve yoldan geçenlerin saç modellerine kadar her şeyi inceliyorsunuz.

Gaya'dan Puan: 10 üzerinden 8.8

Bu harika bir dizi, nokta.

Karanlık gerilimleri veya ağır dramları sevenler için değil. İnsana inanmak isteyenler içindir. Gülmek isteyenler ve bir kadının aldığı darbeden sonra defalarca nasıl ayağa kalktığını görmek isteyenler içindir.

"Muhteşem Bayan Maisel", başlamak için asla geç olmadığını anlatan bir dizidir. Komik olanın derin olabileceğini gösterir. Bir Yahudi annenin aynı zamanda hem bir lütuf hem de bir bela olabileceğini söyler. Gerçek gücün kaslarda değil, her şey yıkıldığında ayağa kalkıp "Şimdi neler yapabileceğimi izleyin" diyebilmekte olduğunu kanıtlar.

Karar: Eğer hala izlemediyseniz bugün başlayın. İzlediyseniz tekrar göz atın. Bu dizi iyi bir dost gibidir: insanın içini ısıtır, güldürür ve her buluşmadan sonra kendinizi biraz daha iyi hissettirir.

---

P.S. Evet, 8.8 puanın bile mütevazı kaldığı bir durum bu. Bazı bölümler tek başına birer film niteliğinde. Üstelik finali harika, mantıklı ve tamamlanmış; karakterler ise muazzam.

124 Görüntülenme
Bir hata veya yanlışlık buldunuz mu?Yorumlarınızı en kısa sürede değerlendireceğiz.