Bilişsel sinirbilimci Sara Baldeo, sık sık çıktığı iş seyahatleri sırasında 15 yaşındaki oğluyla bağlantıda kalmak için kendisinin kişiselleştirilmiş bir yapay zekâ klonunu yarattı.
«Dijital ebeveyn» nasıl yaratıldı
Yapay zekânın kişiliğini olabildiğince doğru taklit edebilmesi için Sara Baldeo sürece mesleki bir titizlikle yaklaştı. Oğluyla gerçek yazışmalarının ekran görüntülerini ve ayrıca yaşam değerlerini, ebeveynlik ilkelerini ve aile kurallarını ayrıntılı biçimde açıklayan belgeleri sisteme yükleyerek bir sohbet botu eğitti. Amaç, gencin yokluğunda «dijital annesine» danışmak ya da ondan destek almak için başvurabilmesini sağlamaktı.
Teknolojinin beklenmedik kullanımı
Oğul, yapay zekâ klonuna gerçek annesini Chicago'daki kafelerden birinde arkadaşlarıyla buluşmasına izin vermeye nasıl ikna edebileceğini sordu. Yapay zekâ, annenin kendi görüşlerine dayanarak argümanlar oluşturdu. Oğul bu tavsiyeyi kullandı ve annesi de onlarla aynı fikirde oldu.
Annenin tepkisi: «Kendi argümanlarımla manipüle edildim»
Bunu öğrenen Sara Baldeo karışık duygular yaşadı. «Olaydan sonraki içgüdüsel tepkim "Aman Tanrım, kendi akıl yürütmelerimle manipüle edildim" oldu», — dedi Business Insider'a verdiği röportajda. Business Insider.
Ancak durumu bir kez daha düşünen nörobilimci, oğlunun becerikliliğini takdir etti: «Üzerine düşündüm ve bunun teknolojiyi kullanmanın gerçekten çok kurnazca bir yolu olduğunu düşündüm, çünkü ben onu böyle kullanmayı planlamamıştım».
Bu gelecek için ne anlama geliyor
Bu olay eğlenceli bir aile hikâyesinin sınırlarını aşıyor. Yapay zekâyı kişilerarası ilişkilere nasıl entegre ettiğimize dair önemli soruları gündeme getiriyor. Bir yandan teknoloji, iletişimin sürekliliğini koruyarak sevilen birinin fiziksel yokluğunu telafi etmeye yardımcı olabilir. Öte yandan, algoritmalar katı kurallara uymak üzere programlanmış olsalar bile, ebeveyn denetimini atlatmak ya da bir tür «manipülasyon» için kullanılabildiği durumlarda yeni, öngörülemeyen etkileşim senaryoları yaratıyor.
Sara Baldeo'nun deneyi açıkça gösteriyor ki: makinelere kendi sözcüklerimizi, mantığımızı ve değerlerimizi yüklediğimizde, bu araçların her zaman öngöremeyeceğimiz şekillerde kullanılabileceğine hazırlıklı olmalıyız.



