46 yaşında Venus Williams, güncel sıralaması sayesinde değil, organizatörlerin kendisine verdiği wildcard kararıyla US Open kortlarına geri dönüyor. Bu sadece bir veteranın dönüşü değil, tenisin efsanelere duyulan saygı ile yaşın acımasız gerçekliği arasında nasıl bir denge kurduğunun da bir göstergesi.
Turnuvanın iki kez şampiyonu (2000 ve 2001 yılları), Flushing Meadows'taki 26. ana tablo mücadelesine çıkacak. Onunla birlikte 2017 yılı şampiyonu Sloane Stephens da wildcard aldı. Bir kontenjan henüz boş ve birçok kişi bunu Serena Williams'ın olası katılımıyla ilişkilendiriyor.
Bu kararın arkasında sadece nostalji yatmıyor. Turnuva, tüm profesyonel tenis dünyası gibi, izleyici ilgisine ve medya erişimine bağımlı. Williams kardeşlerin isimleri, daha yüksek sıralamalara sahip genç oyuncuların bile her zaman toplayamadığı bir kitleyi hala kendine çekiyor.
Fiziksel açıdan bu adım riskli görünüyor: bu yaşta maçlardan sonra toparlanmak daha fazla zaman alıyor ve korttaki rekabet hataları affetmiyor. Ancak tarih, Williams'ın oyun tarzını değiştirmekten yeni antrenörlerle çalışmaya kadar uyum sağlama yeteneğini defalarca kanıtladığını gösteriyor.
Menüsünde 20 yıllık imza bir yemeği bulunduran bir restoran hayal edin: artık en moda yemek olmayabilir ama müdavimlerini toplayan ve tüm mekanın havasını belirleyen tam da odur. Venus için verilen wildcard da sadece ona bir şans değil, aynı zamanda tenisin gerçekten küresel bir spor haline geldiği dönemle bağı korumanın bir yolu.
Organizasyonun kararı, üst düzey sporda ismin ticari değerinin bazen mevcut formun önüne geçtiğini vurguluyor. Williams için bu, istatistiklerin çok ötesine geçmiş bir kariyere yeni bir bölüm daha ekleme fırsatı.
Bu, teniste de hayatta olduğu gibi, geçmişe duyulan saygının sporun geleceğini şekillendirmeye yardımcı olduğunun bir hatırlatıcısı.


