❓ SORU:
Lee, şu sıralar "Uzay" kavramı üzerine pek çok tartışma yürütülüyor. Şahsen ben "uzay" dendiğinde, oda gibi bir formu, yani uzunluğu ve genişliği olan bir yapıyı hayal ediyorum. Fakat bazıları bunun bir mekân değil, soyut bir şey olduğunu söylüyor. Öyleyse uzay tam olarak nedir? (Bunu hem kendi yaklaşımınızla hem de coğrafi bir perspektifle nasıl açıklarsınız?)
❗️ LEE’NİN CEVABI:
Uzay coğrafya ile açıklanabilecek bir şey değildir. Tıpkı bir bilgisayar oyunundaki evrenin, odanızın metrekaresiyle bir ilişkisi olmaması gibi.
Uzayın mantığı, rüyalardaki mekân algısıyla aynıdır. Rüya aslında zihninizin içine sığar; ancak siz orada dilediğiniz kadar uzağa gidebilirsiniz.
Uzay, mesafe algısının sınırlarını aşan bilgi temelli bir bileşendir. En kaba tabiriyle bu; her türlü uzunluk, genişlik ve yüksekliği var eden bir "olaylar hacmi"dir. Burada zaman faktörü uzayı genişleten değil, tüm fiziğe devinim kazandıran ek bir birimdir.
Yukarıdaki ifadeler, mesafenin parçacıklar arasındaki kuantum dolanıklığını (hiçbir şekilde) etkilemediği kuantum fiziğiyle de örtüşmektedir. Kuantum dünyasında esas olan, uzaydaki sabit noktalar değil, parçacıkların konumlarına dair olasılık dağılım dinamikleridir. Bu da nesnelerin onları gördüğünüz yerde değil, daha ziyade frekans bazında onlarla uyumlandığınız noktada bulunduklarına dair doğrudan bir işarettir.
Başka bir deyişle, bizler titreşimlerin dalga boyuyla harmanlandığı bir dünyada yaşıyoruz ve duyularımız bunu "eşyalar için boş bir kutu" şeklinde algılıyor. Oysa bu sadece bir yorumdur ve gerçeğin kendisi değildir.




