"Melodram" sözcüğünü duyduğumuzda zihnimiz genellikle öngörülebilir bir tablo çizer: aşk üçgeni, yağmur altında gözyaşları ve olmazsa olmaz bir mutlu son. Ancak «İzabelle'e Mesajlar» (Сообщения для Изабель) filmi, daha ilk dakikalarında bu klişeleri yerle bir ediyor. Bu, tek bir türün kalıplarına sığdırılması imkansız olan bir yapım. Gaya'ya göre bu film 8,6/10 gibi yüksek bir puanı hak ediyor ve buna katılmamak elde değil. Bu sadece duygular üzerine kurulmuş keyifli bir hikaye değil; karmaşık olay örgüsünün, gastronomi estetiğinin ve derin yaşam felsefesinin iç içe geçtiği gerçek bir sinema şöleni.
Melodramdan Çok Daha Fazlası
«İzabelle'e Mesajlar» adeta bir bukalemun film niteliğinde. Öncelikle, izleyiciyi sürekli tetikte tutan ve empati kurmaya zorlayan karmaşık, çok katmanlı kurgusuyla şaşırtıyor. İkinci olarak, karşımızda mutfağa dair muhteşem bir sinema eseri var. Ekran, yeni lezzetlerin hazırlanışındaki sihirle, şeflerin tutkusuyla ve yemeğin bir sanat eserine dönüştüğü o özel restoran atmosferiyle doluyor. Üçüncü olarak ise film, insan duygularına, hislerine ve anın her şeyi içine alan o büyüleyici güzelliğine dair inanılmaz derecede naif ve derin bir anlatı sunuyor.
İşte tam da bu yüzden filmi bir «Zen-melodram» olarak tanımlamaya karar verdik. Yapımda zamanı yavaşlatan büyüleyici sessizlikler ve sahneler mevcut. Bunlar; insanın durup düşünebileceği, kendi içine bakabileceği ve hayattan ne istediğini, aslında kim olduğunu yeniden keşfedebileceği türden anlar.
Ancak «Zen» kelimesi sizi yanıltmasın. Film, tüm bu dinginliğine rağmen bir saniye bile sıkılmanıza izin vermiyor. Diyaloglara ve bakışlara gizlenen dinamizm, izleyicinin dikkatini herhangi bir aksiyon filminden çok daha güçlü bir şekilde diri tutuyor.
Ruhun Dili Olarak Gastronomi
Bu filmde mutfak sadece bir dekor değil, başlı başına bir karakter. Kamera, malzemelerin dokusu üzerinde sevgiyle süzülürken yeni mutfak şaheserlerinin doğuşuna tanıklık ediyor ve gerçek şeflere özgü o tutkuyu yansıtıyor. Bu tema, filmin en hayatın içinden ve ironik repliklerinden biriyle örtüşüyor:
«Çocukken sadece üç meslek bilirsin: polis, öğretmen ve aşçı.»
Bu cümle, yemeğin en büyük mucize sayıldığı ve o mucizeyi yaratanın asayiş koruyucuları ya da bilgi taşıyıcılarıyla eşdeğer görüldüğü çocukluk dünyasını mükemmel şekilde özetliyor.
«Filtresiz» Samimiyet
«İzabelle'e Mesajlar»ı gerçekten olgun ve derinlikli bir film yapan şey, sahip olduğu mutlak sahicilik. Karakterler maskelerin ardına saklanmıyor; duyguları ham, gerçek ve bazen de rahatsız edici. Film, gerçek güzelliğin hakikatte yattığını anlatıyor. Diyaloglarda da isabetle belirtildiği gibi:
«Büyük konuşmalar filtrelere ihtiyaç duymaz.»
Bu kural hem karakterlerin yaşamında hem de filmin kendi sinematografik dilinde işliyor. Burada ne acı ne de aşk süslenip püsleniyor. Sadece tüm çeşitliliğiyle hayatın kendisi var.
Estetik, Oyuncular ve Kara Mizah
Oyuncu seçimi ise ayrı bir hayranlık uyandırıyor. Aktörler kusursuz bir uyum yakalamış; gözlerinde yaşanmışlıklar, mimiklerinde ise dile dökülmemiş koca bir düşünce dünyası okunuyor. Dram, komedi ve gastronomik gerilim arasındaki o ince çizgide ustalıkla yürüyerek türler arası geçişleri son derece organik kılıyorlar.
Film aynı zamanda beklenmedik repliklerde kendini gösteren kendine has, hafif eksantrik bir çekiciliğe sahip. Karakterlerden birinin hem komik hem trajik olan, aynı zamanda mutfağa duyulan fanatik bağlılığı yansıtan şu itirafı buna çok iyi bir örnek:
«Favori şefiniz kim? O bir matmazeldi. O kadar güzeldi ki öldü.»
Gaya'nın genel (hem teknik hem de yapısal) değerlendirmesi 8,6/10 yönünde.
Biz bu puanı şu nedenlerle veriyoruz:
- Esnek kurgu ve ustaca tür geçişleri: İzleyiciyi bir an bile gevşetmiyor.
- Kusursuz oyuncu seçimi: Karakterlerini oynamayan, adeta yaşayan aktörler.
- Estetik ve iştah açıcı mutfak: Duyguları ekran başından bile harekete geçirmeyi başarıyor.
«İzabelle'e Mesajlar» bir ruh halini yansıtan yapımlardan. Sadece enfes yemeklerin değil, aynı zamanda üzerine düşünülecek meselelerin servis edildiği bir sofraya davet niteliğinde. Kalıplardan sıkılan ve gerçek sinemanın tadını almak isteyen herkes mutlaka izlemeli.



